7 Mayıs 2015 Perşembe

Son Çağrı

Önsöz

Sözü uzatmadan, dolandırmadan ve sakınmadan söylemek gerekir. Acı; ama gerçek şudur ki uzun zamandır yarı sömürge gibi olan Türkiye Cumhuriyeti’ne uygulanan uyuşturucunun ölçüsü artırılmış durumdadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin yok olmaması; ulusumuzun bir kuru kalabalıklara dönüşmemesi için gecikmeden önlemlerimizi almalıyız.

Kurtuluş önlemleri için öncelikle durumu saptamalı; geçerli, güvenilir öneriler geliştirmeli ve geliştirilen önerileri, savsaklamadan uygulamalıyız.

21.yüzyılın başlarında Türkiye Cumhuriyeti’nin ne durumda olduğu Sinanoğlu’nun şu paragrafıyla özetlenebilir:
“Yumuşak güçle uyuşturulan milletler, millet olmaktan çıkarlar, kuru kalabalıklara dönüşürler, sürüleşirler. Yumuşak güçle işgal, bir ülkenin milli bağışıklık sistemini çözer, bozar ve çürütür. Devlet de bozulur, başkalarının devleti olur. Ama sokaktaki vatandaş hala devleti var sanır. Evet devlet var, var olmasına ama artık senin devletin değildir. Böyle ülkeler de ilkin aydınlar, yazarlar, bilginler susturulur, ya da satın alınırlar, ya da öldürülürler.
Türkiye uzun yıllardan beri yumuşak güç yöntemiyle ele geçirilmiştir. Makas, özellikle eğitim, kültür ve dile atılmıştır. Bu, Türkiye’ye en büyük ihanettir. Türkiye bugün sömürülerden de aşağı bir duruma düşürülmüştür.”(1)

Türkiye Cumhuriyetini içinde bulunduğu bunalımdan çıkartılması için tüm kurum ve kuruluşların, tüm bireylerin üzerlerine düşen görevleri zamanında yapmaları gerekir.

Ben de bir yurttaş olarak HEEY adını verdiğim bir çözüm önerisi geliştirdim: Hukuk + eğitim + ekonomi + yönetim( = HEEY ) aynı anda ve öncelikle ele alınmalıdır. (2)
Bu önerimin merkezinde kültür ve kültür taşıyıcısı dil vardır. Açık deyişle hukuk kültürü, eğitim kültürü, ekonomi kültürü ve yönetim kültürü olmaksızın hiçbir şey olmaz.

Sömürücü güçler, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun öncesinden başlayarak günümüze dek sinsice kültür taşıyıcısı dilimizi yozlaştırarak kültürümüzün kaynaklarını kurutmak, toplumumuzu toplum olmaktan çıkarıp Türkiye’yi bir Pazar, bireyleri de köle yapmak için çabalamışlardır.
Düşmanlar, yerli işbirlikçileri eliyle kötü emellerine ulaşmak üzereler.

Bunalımdan kurtulmak için, iş işten geçmeden örgütlü olarak üzerimize düşen görevleri yapmalıyız.

Örgütlü çalışmadan özellikle söz edişim şundandır:

Ben tam yarım asırdan beri aydınlarımıza, yurttaşlarımıza çağrıda bulunuyorum; ama sesimi duyan olmuyor. “Oğlumun adı Reşit, sen söyle sen işit.” deyişini hatırlatır biçimde kulakların kapandığını görüyoruz. Tabii, gözler de kapanıyor. Kulaklarını, gözlerini kapayanların ister istemez beyinleri de, gönülleri de kapalı olur. Kısaca, bu durum sürerse uyuştucu etkisinden kurtulamayız.

1963’den beri birçok Çağrı’m oldu. Bunlardan birkaçını bir arada yeniden sunuyorum.

Duygularımı, düşüncelerimi eyleme dönüştüremedim, dönüştüremiyorum da; onun için bu son çağrı’mı yayınlıyorum.

Çağrı benden, eylem okuyucularımdan, takdir Allahtan...

Sabahattin Gencal, Kocaeli, 04. 05. 2015

--------------
1.         Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu,

2.         Sabahattin Gencal,




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder